29/08/2025
Adnan Çapa, Üniversitemizin 25. Yıllık Arşivine Işık Tutuyor
Görevi gereği sayısız doküman, belge ve dosyayla karşılaşıp ekibiyle birlikte onları değerli arşivlere dönüştüren Adnan Çapa, bunu kendi anıları için de büyük bir ustalıkla ve sevgiyle yapmış yıllar içinde… Büyük bir aşkla icra ettiği görevi süresince -25 yıla denk geliyor- her birini canlı tutmayı da başarmış. Sizi Adnan Çapa ile gerçekleşen keyifli sohbetimizle başbaşa bırakıyoruz.
Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Kaç senedir Sabancı Üniversitesi’ndesiniz; çalışmalarınızla ilgili bize bilgi verebilir misiniz?
1971 yılında İstanbul’da doğdum. 1997 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik Bölümünden mezun oldum. 1997-2000 yıllarında aynı üniversitenin Dokümantasyon ve Enformasyon Bölümünde yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Lisansüstü eğitimim sırasında Beko Elektronik A.Ş’de Kurum Arşivi düzenleme çalışmaları projesinde Arşiv Projesi Sorumlusu olarak görev aldım. “Kurum ve Kuruluşlarda Belge Üretiminin Denetimi ve Düzenlenmesinde İş Süreçlerine Bağlı Belge Dolaşım Şemalarının Oluşturulması ve Bir Uygulama” adlı tezimin konusu projedeki görevim kapsamında arşivleme süreçlerinin iyileştirilmesine yönelik geliştirmiş olduğum uygulama üzerineydi.
2000 yılında Sabancı Üniversitesi Ailesine katıldım. Bilgi Merkezinde yayın sağlama, bilgi kaynaklarının organizasyonu süreçlerinde çeşitli görevlerde bulundum. 2017 yılından itibaren Üniversite Arşivi ve Belge Yönetim Müdürü olarak görev yapmaktayım. 2025 yılının Eylül ayında 25. hizmet süremi tamamlamış olacağım.
Çalışmalarımızdan bahsetmeden önce Arşiv nedir? sorusuna kısaca değinmek isterim. Arşiv bir ülkenin, kurumun veya kişinin hayat boyu bıraktığı izleri toplayan, düzenleyen ve koruyan, bir başka deyişle kurumsal belleğini gelecek kuşaklara aktarmasında köprü görevi üstlenen bir kültürel bellek kurumudur. Arşiv, bu yönüyle yalnız görmek istediklerinizi, duymak istediklerinizi değil; duymak ve görmek istemediklerinizi, sizi yalnız sevinderen değil, üzen olayları da içeren deneyimler kitabıdır. Arşiv başarı hikayelerinin yanı sıra başarısızlık hikayelerini de kapsayan, acı tatlı, sevindiren ve üzen, insan ve tabiat yaşamına ait tüm deneyimleri büyük bir hoşgörü ile kabul eder. Gelecek kurgusunun araçlarını içinde saklar, gün ışığına çıkması için araştırmacının görüşüne bırakır.
Üniversite Arşivi ve Belge Yönetimi (ÜABY), Bilgi Merkezi’ne bağlı bir bölümdür. ÜABY, Üniversite Tarihi Arşivi ile Kurum Arşivi ve Belge Yönetimi süreçlerinin yönetilmesinden sorumludur. Üniversite Tarihi Arşivi (ÜTA) Sabancı Üniversitesi'nin kuruluşu, yapısı, işleyişi hakkında üniversitenin kurumsal belleğine ait tüm unsurların, kurumun kimliğiyle etkileşimi sonucu ortaya çıkardığı her tür ortamdaki bilgi ve bilgi kaynaklarının saptanması, devri, düzenlenmesi, dijitalleştirilmesi, korunması ve kullanıma sunulması faaliyetlerini yürütmektedir. Akademik ve idari birimlerimizin üniversitenin kurumsal belleği ile ilişkili organize ettiği tüm etkinliklere ait üretilen fiziksel ve elektronik ortamda her tür yazılı, görsel-işitsel vb. materyaller arşiv bilgi kaynağı olarak ÜTA’nın sorumluluk alanı içinde değerlendirilir.
Diğer bir sürecimiz ise Kurum Arşivi ve Belge Yönetimi’dir. Bu süreç kapsamında, kurumun iş süreçlerinden doğan; idari, mali, hukuki ve tarihi önemi haiz, saklama yükümlülüğü mevzuatlarla koruma altına alınmış, fiziksel ve elektronik ortamda üretilen tüm belgelerin tutulması; bu belgelerin saklama süreleri boyunca korunması; saklama süreleri sonunda ayıklama ve imhaya yönelik arşiv iş ve işlemleri yönetilmektedir. Üniversite Arşivi ve Belge Yönetimi Bölümü yasal, standart düzenlemeler ve mesleki sorumluluk gereği belgenin yaşam evresinin ilk iki aşaması olan üretim ve dolaşım faaliyetlerinin elektronik ortamda yürütüldüğü Elektronik Belge Yönetim Sistemi (EBYS) ve Yazışma Yönetimine ilişkin faaliyetlerin yönetilmesinden de sorumludur.
Kısaca özetleyecek olursak, kültürel bellek kuruluşu olarak Üniversite Tarihi Arşivinde Sabancı Üniversitesi’nin kurumsal belleğinin toplanması, kayıt altına alınması, dijitalleştirilmesi, erişimi ve korunmasına yönelik çalışmalar yapılırken, kurum arşivinde ise yürürlükteki mevzuatlara bağlı, mesleki ilke ve standartlara uygun arşiv değeri taşıyan belgelerin denetimi, düzenlenmesi, erişimi ve korunmasına yönelik faaliyetler yürütülmektedir.
Sabancı Üniversitesi çalışanı olarak bu kurumda çalışmanın farkını nasıl ifade edersiniz?
Dünyanın ve Türkiye’nin en saygın ve öncü üniversitelerinden Sabancı Üniversitesi’nin tarihi ve kültürel belleğini koruyan arşivinden sorumlu olmak hem büyük bir sorumluluk hem de onur duyduğum bir görev. Üniversitemizin tarihsel bilgi kaynaklarını toplamak, organize etmek, başta SU mensupları olmak üzere araştırmacıların hizmetine sunmak çalışan olarak olağanüstü bir keyif veriyor.
İşinde mutlu, sunduğu katkıdan tatmin bir çalışan, ulaşmak istediği hedef için birçok özvarlık değerini kullanabilir. Yüksek aidiyet, adanmışlık, işini sevmek, sürekli öğrenme ve değişime açık olmak gibi özvarlık değerlerinin yaptığım çalışmalar için itici bir güç oluşturduğunu söylemeliyim. Nitekim Üniversitemizin “Birlikte yaratmak ve geliştirmek” misyonu da özvarlıklarınızı geliştiriyor, düşünce dünyanızı zenginleştiriyor, sürekli öğrenme ortamında değişerek değiştiren evrenselin bir parçası olduğunuzu hissettiriyor. İşte bu paha biçilmez bir duygu!
Bu bağlamda üniversitemizde çalışmanın en önemli farkı, çalışmalarınızı özgeci bir yaklaşımla yürütmek, farklı ve benzersiz yapmaya çalışmak; bir başka deyişle hangi ünvan veya görevde olursanız olun yaptığınız işe liderlik etme bilincini kazanmanız olarak ifade edebilirim.
Sabancı Üniversitesi’nde bulunduğunuz ve hizmet verdiğiniz süre boyunca, üniversitemize dair aktarmak istediğiniz ilginç bir anınız ve paylaşmak isteyeceğiniz bir detay var mı?
Bu yılın Eylül ayında 25. yılımı dolduracağım. Bu uzun yıllar boyunca doğal olarak bir çok değerli anıyı da yaşamış oluyorsunuz. Birkaçından bahsetmek isterim.
Birinci Anı: Bir üniversitenin yaşlanması
2003 yılının Mayıs ayında kampüste Bahar Şenliği düzenlemişti. Bu etkinliğe henüz çiçeği burnunda bir üniversite çalışanı olarak katılmıştım. Etkinliğin sonuna doğru Üniversite Merkezi Binasının önünde öğrencilerle birlikte icra edilen müzik performasını izliyordum. O sırada Üniversitemizin Mütevelli Heyeti Onursal Başkanı Sakıp Sabancı ve Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanımız Güler Sabancı’nın bize doğru hızlı adımlarla yaklaşıp neşeli bir ifadeyle “Ne oturuyorsunuz gençler hadi hep birlikte eğleniyoruz” diyerek eşimle elimizi tutup bizi dansa kaldırdı. Kendisini öğrenciler arasına kaynatmış bir idari çalışan olmanın yanı sıra ayrıca bebek bekleyen baba adayı olarak kendimi bir anda pistte dans eder buldum. O an uzaktan bizi izleyen Sabancı Üniversitesi’nin Kurucu Genel Sekreteri Hüsnü Bey’le göz göze geldiğimde yüzünde “Bu kısa öğrencilik yaşamının tadını çıkar” der gibi bir tebessümle karşılaşmıştım.
Yıllar sonra bu güzel anının henüz noktalanmadığını Genel Sekreterlik Ofisinden gelen bir haberle öğrenecektim. Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkan Yardımcısı Hüsnü Paçacıoğlu kampüsü ziyaret edecekti ve kendisine Üniversite Tarihi Arşivine ilişkin bir sunum yapmamız istenmişti. Bilgi Merkezi Direktörümüz Deniz Baltacı’yla birlikte sunum hazırlıklarımızı tamamlayıp toplantı salonunda beklemeye koyulmuştuk.
Dönemin Genel Sekreteri Haluk Bal, toplantı salonu girişinde Hüsnü Bey’i karşılayıp tanıştırma sırasında “Adnan, bizim arşivimizden sorumlu arkadaşımız” deyince Hüsnü Bey beni şöyle bir süzdükten sonra saçlarda takılı kalan anlık bakışını Haluk Bey’e çevirip hepimizi hem şaşırtan hem de güldüren unutamadığım bir karşılık verdi: “Tanıyorum, yalnız Haluk Bey, Üniversite yaşlanmış.”
Bu kısa; ama özlü cümle benim için çok anlamlıydı. Kurum aidiyetini sizin kimliğiniz üzerinden tarifleyen “yaşlanmak” sözü Sabancı Üniversitesi Ailesinin bir bireyi olduğunuzu derinden hissettiren değerli bir iltifatı içinde barındırıyordu. O günün akşamı, aynanın karşısına geçtiğimde, saçlarıma düşen beyazların ne kadar çoğaldığını fark ettim; zaman, sessizce iz bırakmıştı.
İkinci Anı: Kıymetli bir not
Sabancı Üniversitesi Ailesi, Kurucu Rektörümüz Tosun Bey’i 2016 yılının Şubat ayında kaybetmiş olmanın büyük üzüntüsünü yaşıyordu. 25 Şubat 2016 tarihinde Sabancı Üniversitesi Gösteri Merkezi (SGM)’nde Tosun Terzioğlu’nun anma töreni düzenlenmişti. Mütevelli Heyeti Başkanımız Güler Sabancı, törendeki konuşmasında üniversitenin kuruluş yıllarında Tosun Bey’le ilk tanışmasına değiniyor, Sabancı Center’da yapılacak tasarım çalışmaları toplantısına yapmış olduğu daveti ve görüşmesinden bahsediyordu. Toplantıdan iki gün sonra Tosun Bey’den üniversitenin kuruluşuna ilişkin görüş ve önerilerini içeren bir sayfalık not geldiğini söylüyor ve bu kısa notta yazılanların önemine vurgu yapıyordu. Konuşmayı dinledikten sonra merak içinde kalmıştım. Söz konusu not, arşivimizde yoktu ve kuruluş dönemine ait bu değerli belge, Üniversite Tarihi Arşivinde olmalıydı. Belge acaba neredeydi?
Törendeki konuşmanın üzerinden 3 ay geçmişti. Sabancı Üniversitesi Genel Sekreterliğinden üniversitenin kuruluş belgelerine ilişkin Bilgi Merkezi’nden bir çalışma yapılması istendi. Çalışmanın özü, Rektörlük ve Genel Sekreterlik birim arşivleri başta olmak üzere kuruluşundan bu yana faaliyet göstermiş ve göstermekte olan fakülteler, akademik ve idari birimlerin yanı sıra paydaş kurum ve kuruluşların arşivlerinde yer alan, kuruluş fikrinin ortaya çıktığı tarihten günümüze üniversite yönetiminin uygun bulduğu tarihi önemi haiz her türlü bilgi, belge ve arşiv kaynakları kuruluş belgeleri kapsamında değerlendirilecekti.
Tabii ki ilk aklıma gelen şey, söz konusu nottu ve bu notu kuruluş belgeleri içinde bulabilecek miydik? O dönem idari birimlerimizden Kurumsal Gelişme tarafından görevlendirilen bir proje görevlisiyle birlikte kuruluş belgelerinin ön tespit çalışması sırasında binlerce dokümanı ve belgeyi inceliyor, notu bulma heyecanım bir yana üniversitenin diğer çok değerli belgelerini arşive kazandırmanın mutluluğunu yaşıyordum.
Henüz bir hafta olmamıştı ki bahsedilen notu düzensiz bir klasörün içinde bulduk. Çok sevindiğimi söylemeliyim. İki ay süren ön tespit çalışması sona ermiş, üniversite yönetimimize sunduğumuz rapor ile belgeleri genel arşiv düzenlemesi için teslim almıştık. Bilgi Merkezi Üniversite Tarihi Arşivi Bölümümüz 8 ay süren yoğun arşiv düzenleme çalışmalarını Mart 2017 tarihinde tamamladı; ama benim aklımda hala o not vardı. Belgeyi bulmak arşivde yerine koymak yetmezdi, erişimi de önemliydi. Üniversite Yönetimimizin ilgili belgeyi talep edeceğini düşünerek hem fiziki hem dijital kopyasına en hızlı şekilde erişebilecekleri bir erişim senaryosu kurguladık. Bu kurgudan kısa süre sonra belgenin dijital kopyası Yönetimimiz tarafından talep edildi. Üniversite Tarihi Arşivi Bölümü olarak aynı hızla gönderimini sağladık.
Üçüncü Anı: Günışığındaki Saklı Hazine (2 Mayıs 2019)
2019 yılı Mayıs ayının ilk günleri idi. Rektörlüğümüz yaklaşık yirmi yıl öncesinde düzenlenen bir etkinlikte 2019 yılında açılmak üzere mektupların bulunduğu zaman kapsülüne benzer bir arşiv kaynağına ilişkin bilgi istiyordu. 10 yıldır arşivde görev yapmaktaydım, tüm bilgi kaynaklarına aşinaydım; ancak mektupların izini sürecek herhangi bir bilgiye rastlamamıştım. Endişeli olduğum kadar ümitliydim. Endişeliydim; bunca yıldır mektuplar kendini nasıl gizlemişti? Ümitliydim; mesleki eminlik bize şunu söylüyordu: “Arşiv unutmaz ve arşiv kaybetmez.” Öyleyse varsayımlar üzerine araştırma yapmak yerine dönemin canlı tanıklarına başvurmak daha doğru olacaktı. 1999-2002 yıllarında üniversitemizde çalışanlar başta olmak üzere tüm birim arşivlerine haber salındı.
Gelen haberler sevindirici olmakla birlikte mektuplara ulaşılması müşkül bir durum arzediyordu. Kurum içi kurum dışı eski ve mevcut çalışanların ekseriyetle tahmini, mektupların zaman kapsülü içinde kampüste çeşitli lokasyonlardan birine 20 yıl sonra çıkarılmak üzere gömüldüğünü söylüyordu. Haber kaynaklarından alınan bilgiye göre kazı alanları Rektörlük binası ve Gözlem Kulesi çevresi, Bilgi Merkezi’nin havuza bakan alanı, futbol sahası ile oditoryum arasında bir yer, 2002 Ağaç Dikme Şenliğindeki ağaç dikim alanı olarak belirlenmişti. Köstebek gibi tüm kampüsü kazmamız gerekecekti. Bu arada haberi alanlar çeşitli olasılıkları dile getirerek arayışımıza yardımcı olmaya çalışıyorlardı.
İstanbul Buluşması etkinliğine ait olduğunu öğrendiğimiz “19 Mayıs 2019’a Mektuplar” kutusunun öğrenci kulüpleri arşivinde bulunduğu bilgisi geldi. Neyse ki kampüs alanında ihtimaller dahilinde yapılacak kazı işlemlerine gerek kalmadan “Zaman Kapsülü” olarak, yerde aradığımız mektupları “Dilek Kutusu” olarak birim arşivinde bulup Üniversite Tarihi Arşivi olarak teslim aldık. Mektupların Üniversite Tarihi Arşivine kazandırılması, yaşadığım mutluluğun ilk aşamasıydı.
Mektuplar, 19 Mayıs 2019’da mezunların katılacağı bir etkinlikte okunacaktı. 15 günden az bir süremiz vardı. Rektörlüğümüzün izni doğrultusunda Kurumsal Gelişme Birimi ve Pazarlama ve Kurumsal İletişim Birimi yetkililerinin katılımıyla “Dilek Kutusu”ndaki mektuplar açılarak, tasnif edildi. 20 yıl sonrasının hayalleri, idealleri ve umutlarına ilişkin gelecek kurgusunun şifreleri bu mektuplardaydı. Mektupların sahibi olan mezunlarımızla iletişime geçilmesi için ilgili birimler yoğun bir çalışma başlattı. Bu çalışmanın bir parçası olmak yaşadığım mutluluğun ikinci aşamasıydı.
Rektörlüğümüz aynı yılın mezuniyet töreni planlamasına yeni bir “Zaman Kapsülü (Dilek Kutusu)” etkinliğini dahil etti. İlgili birimlerin koordinasyonunda Üniversite Tarihi Arşivi olarak SGM‘de düzenlenen Kapanış Konferansı öncesi ve sonrasında “21 Haziran 2039’a Mektuplar” adlı hazırlanan Dilek Kutusu Sabancı Üniversitesi Mezunlarının ilgisine sunuldu. 20 yıl sonrasına ait hayalleri, idealleri ve umutları içeren yüzlerce mektup Dilek Kutusundaki yerini aldı. 2019 Dilek Kutusu, halefi 2039 Dilek Kutusu’na hiç yaşlanmayacak hayalleri, taptaze umutları ve aydınlık yarınlara ait sözlerin yazılacağı mektupların geleceğe miras bırakılmasına ilham kaynağı oldu. Zamanlar arası bu özel ve zarif dalgalanma, yaşadığım mutluluğun üçüncü aşamasıydı.
21 Haziran 2039 sabahına günaydın diyebilirsem o gün mezunların mektuplarının okunacağı etkinlikte olmak isterim. Bu mutluluk da eminim tarifsiz olur!
Bildiğiniz gibi Üniversitemiz bu yıl 25. Yılını kutluyor. 25. Yıl mesajınızı alabilir miyiz?
Sabancı Üniversitesi “Bir dünya üniversitesi olma” vizyonuyla yola çıkmış 1995 yılında gerçekleştirilen ilk Arama Konferansından itibaren yüksek öğretimde fark yaratmış ve fark yaratmaya devam eden bir yüksek öğretim kurumudur.
Geçen çeyrek asır boyunca Dünyada kendi alanında tanınmış değerli akademisyenlerin liderliğinde tasarlanan lisans, yüksek lisans ve doktora programları ile Türkiye’den ve uluslararası değişim programları kapsamında farklı ülkelerden gelen en iyi öğrenciler Sabancı Üniversitesi’nde buluşmaktadır. Bu yönüyle üniversitemiz yalnız 21. yüzyılın toplumsal ilerlemeye katkı sunan, küresel ölçekte etkili ve verimli akademik bilginin oluşturulmasında değil, içine doğduğu toplumsal değerlere saygılı, insanlığın soylu değerlerini yücelten, dünya vatandaşı kimliği ile evrensel bireyi yetiştirmesi açısından da örnek gösterilecek bir yüksek öğretim kurumudur.
Prestijli ve alanında lider kurumlarda kendini gerçekleştiren, dünyanın her yerinde kariyerini ilerletebilen mezunlarının elde ettiği başarılar değerlendirildiğinde uluslararası düzeyde yetkin ve özgüvenli bireyler yetiştirmiş olması, üniversitemizin misyonunu gerçekleştirdiğinin kanıtıdır.
Sabancı Üniversitesi’nin, gelecek 25 yıllık yolculuğunda insanlığın sürekli değişen ve farklılaşan ihtiyaçları için sürdürülebilir çözümlere kavuşturulduğu, çevreye ve topluma duyarlı bilimsel üretkenliğin çoğaldığı ve geleceğin liderlerinin yetiştiği bir yüksek öğretim kurumu olmasını diliyorum.
Sabancı Üniversitesi’nin 25 yılda kattettiği mesafeyi, gözlemlediğiniz ve öğrendiğiniz kadarıyla nasıl tarif edersiniz?
Sabancı Üniversitesi yüksek öğretimde fark yaratan yenilikçi bir üniversite olarak çok önemli başarılarını hem bir çalışan hem de kültürel belleğini koruyan bir arşivci olarak gözlemleme şansı buldum. Değerli hocalarımız 25. yıl mesajlarında üniversitemizin katetmiş olduğu mesafeyi ve gelişmeleri en güzel şekilde tarif etmişlerdir.
Hocalarımız mesajlarında, bir dünya üniversitesi olma yolunda alınan mesafeyi paylaşırken üniversitemizin program seçme özgürlüğü modeliyle yüksek öğretimde fark yarattığına vurgu yapmışlardır. Öte yandan “Küresel Fark Yaratmak ve Toplumsal Katkı”, “Küresel Ölçekte Araştırma Üniversitesi”, “Girişimcilik Ekosisteminde Gelişim” ve “Sürdürülebilir Merkezler” başlıklarından oluşan 2024-2029 ana stratejik hedeflerimize, araştırma üniversitesi olarak yenilikçi/girişimci projelere ve de eğitim-öğretim faaliyetlerinde mükemmel noktalara eriştiğine yer vermişlerdir.
Üniversitemizin 25 yılda aldığı mesafeyi bilgi profesyoneli yaklaşımıyla ele almak isterim. Bildiğiniz gibi biz birimimize klasik anlamda kütüphane değil Bilgi Merkezi diyoruz. Böyle isimlendirilmesinde etken, bilgi kavramının sorunsal yapısıdır. Bilgi sorunsalının karakteristik yapısı için makro ve mikro evrendeki sonsuzlukla derinleşen, zamansız bir akışkanlıkta sürekli kendini var eden, kültürel katmanlarıyla coğrafya ve mekan ile sınırlandırılamayan, bilgiye bakış ve bilgiye erişim noktasında herhangi bir tabiiyeti olmadığını söyleyebiliriz. Bu karakteristik özellikleriyle bilgi üretme ve yayma eylemi, düşünme tutkusu, yaratma edimi ve doğru kabul edilen kalıplaşmış fikirleri yeniden ele alma ve yorumlamaya yönelik eleştirel düşünceye beşik olan bir yüksek öğretim kurumu meydana getirme, her toplumun ulaşmak istediği medeniyet ülküsüdür.
Kanımca, özlemi duyulan böyle bir kurum tasavvuru kurucularımızın tariflediği şekliyle 21. yüzyıla girmeden gelecek yüzyılın üniversitesini kurmuş olmak, bu ilkeyle ilerleme kabiliyetini sürekli muhafaza etmek, elde edilen başarıların temelini oluşturmaktadır.
Araştırma Üniversitesi olarak Sabancı Üniversitesi fakülteleri ve kurmuş olduğu merkezlerle liderlik ettiği çok yönlü disiplinlerarası araştırma faaliyetleri, ulusal, uluslararası projelerle genişleyen akademik ve entelektüel etki alanı ve yetiştirmiş olduğu araştırmacı, mezun ve öğrencileriyle ülkemizin öncü, dünyanın saygın üniversiteleri arasında yerini daha da ileriye taşımaktadır.
Bir üniversite çalışanı olarak çalışma hayatının 25 yılını sürekli öğrenen, değişerek değiştiren ve toplumsal ilerlemeye liderlik eden bir üniversitede geçiriyor olduğumdan dolayı kendimi çok şanslı hissediyorum. Özgür düşünebilen, özgür karar verebilen, yereli ve evrenseli anlamaya çalışan, dogmalardan uzak, Atatürk Yazıtımızda da belirtildiği üzere kendisini Atatürk’ün manevi mirasçısı olarak kabul eden, yenilikçi ve girişimci kurumsal yapısıyla adeta bir bilim yuvası olarak tanımlayabilirim. Toplumuna faydalı bir dünya vatandaşı olarak yetiştirdiği öğrenci ve mezunları, üniversitemizin en önemli değeridir. Hep birlikte bilim üretme dinamizmi, toplumsal dönüşüme katkı sunacak başarılı ve parlak bir geleceği bizlere müjdelemektedir. Sadece bir günlük etkinlik takvimine bakıldığında bile veya icra edilen eğitim müfredatı incelendiğinde Üniversitemizin yenilikçi ve dönüştürücü etkisine tanık olursunuz.
Burada Bilgi Merkezine de bir parantez açmak isterim. Üniversitemizin 25 yılda katettiği mesafede, ilkelerimizde de yer aldığı gibi başta öğrenciler olmak üzere tüm paydaşların bilgiye olan gereksinimini karşılayan, kaliteden ödün vermeden hizmette süreklilik anlayışı sergileyen ve proaktif yaklaşımlarla sürekli üniversitemize destek olmuştur. Bu yanıyla da Bilgi Merkezi olarak katma değeri yüksek işler yapmaya gelecek 25 yılda da devam edeceğiz.
Üniversitemizin bundan sonraki 25 yılı için hayalleriniz, öngörüleriniz nelerdir?
Hayal etmek deyince Kurucu Rektörümüz Tosun Terzioğlu’nun 26 Haziran 2009 tarihinde Kapanış Konferansında yapmış olduğu konuşmasını hatırlarım. Bir üniversite hayal ederken üniversite misyonunun hem akademik özgürlük hem insancıl boyutunu ne kadar da güzel anlatmıştı bizlere:
“Hayal kurmak güzeldir, hoştur; insanın birtakım şeylerden kaçmasına yardımcı olduğu gibi, bazı zenginlikler de katar. Ama gel zaman git zaman bir üniversite hayal etmeye başladım. Öyle bir üniversite ki, gerçek bir üniversite; Türkiye’de olacak bir dünya üniversitesi olacak, disiplinlerin kalın duvarlarıyla bölünmemiş olacak, özgür bir tartışma ortamı olacak ve öğrencisiyle, öğretim üyesiyle hep birlikte araştıracak, öğrenecek, öğrendiğiyle asla yetinmeyecek. Böyle bir üniversite hayal etmeye başladım. Burada bir bakıma şanslıymışım, başkaları da böyle bir üniversite hayal ediyormuş. Hacı Sabancı, Sakıp Sabancı, Güler Sabancı, Sabancı Ailesi, Sabancı Üniversitesi Arama Konferansı’na katılanlar, daha sonra tasarım komitelerinde çalışan akademisyenler hep beraber çalışmaya başladık, hepimiz benzer şeyler hayal etmiştik, hayallerimizi daha da şekillendirdik, daha da somutlaştırdık, gerçekleştirmeye başladık.
Türkiye’de bir dünya üniversitesi olacak, özgür bir tartışma ortamı sağlayacak öğrencisine düşünce kalıplarını zorla giydirme değil, düşünmesini, uygarca tartışmasını öğretecek, medeni cesaret sahibi kendilerine güvenen bireyler olarak yetişmesini sağlayacak. Ayrımcılık yapmayacak, ne disiplinler arasında ayrımcılık yapacak, eşit ağırlıkçı, sayısalcı vesaire, ne cinsiyete dayalı, ırka dayalı, inanç veya inanmama biçimlerine dayalı ayrımcılık yapmayacak. Böyle bir üniversite hayal ettik hep beraber, beraber hayal etmeye başladık, beraber ortaya koymaya başladık ürünleri. Binalar ortaya çıkmaya başladı, ama doğrusu 1999 yılının Ekim ayında ilk öğrencilerimiz heyecanlı ürkek bir şekilde gelip Bilgi Merkezi’nin ortasında dizildiklerinde işte o zaman bu hayaller gerçek olmaya başladı.
Onun için hayal etmeyi de öğrenin iyi bir şeydir.”
Üniversitemizin mensubu olarak naçizane iki hayalim var. Birincisi, Sabancı Üniversitesi’nin var edilmesinde emeği geçen tüm kurucularının hayalinde olduğu gibi birlikte yaratmak ve geliştirmek felsefesinin rehberliğinde mensuplarının öğrenmeyi öğrenen bir entelektüel ve akademik yaklaşımla bilginin üretilmesi ve topluma yayılmasında üniversitemizin öncü ve lider konumunu sürdürmesidir.
İkinci ise Sabancı Üniversitesi’nin kurumsal belleğinin zenginleşmesine katkı sunacağını düşündüğüm Sözlü Tarih Projesi’nin oluşturulmasıdır. Bildiğiniz gibi bu yılla birlikte Sabancı Üniversitesi’nin yarım asra doğru heyecan verici yolculuğu başlıyor. Kuruluş felsefesi ve vizyonu ile yüksek öğretimde fark yaratan bu yolculukta kurumumuzun 25 yıldır deneyimlediği eğitim serüveni boyunca çok sayıda yazılı ve kişisel tanıklıklarla birlikte sözlü kaynakların biriktiğini düşünmekteyim. Bu açıdan bir arşivci olarak kişisel hayalim, üniversite mensuplarının genişleyen ve büyüyen katılımyla kurumsal bellek ve kültürel miras etkinliği olarak da tanımlayabileceğimiz Sözlü Tarih Projesinin gerçekleştirilmesidir.
Yazılı belgelerin yanı sıra sözlü kaynaklar da kurumsal belleğin yapı taşlarıdır. Sözlü Tarih Projesi kuruluş öyküsünün başladığı tarihlerden bugünlere geldiğimizde gelişmesi ve ilerlemesine önemli katkıları olmuş kişilerin canlı tanıklığı ile kurumumuzun belleğinin ortaya çıkarılması, kayıt altına alınması ve korunması açısından değerli bir çalışma olacaktır. Projeyle, üretilecek yazılı ve sözlü arşiv bilgi kaynakları Üniversite Tarihi Arşivini zenginleştirecek, üniversite tarihine ilişkin yapılacak araştırmalara ışık tutacak kaynaklar arasında önemli bir koleksiyon olacaktır.
Üniversitemizin en güzel hayallerinin gerçekleşmesi dileğiyle…